|
|
Ana Sayfa
Yazılar
Videolar
|
Dr. Hasan AYDINLI
Hakikatleri
kavramada, okumanın yanında; işitme-dinleme, görme, dokunma ve tecrübe gibi
alternatifler vardır; ancak bu alternatif faktörler, okumanın değerini yok
edememektedir. Okumak; hayatın her kademesinde öğrenme, tecrübe, keşif ve
şahsî kemalât için elzemdir. Okuyamayan kişiler, doğruya ulaşmada
maddî-mânevî sıkıntılarla boğuşmak zorunda kalabilir. ‘Okuyabilme’nin
kıymetini, okuma güçlüğü (disleksi) olan kişilerin yaşadıklarına bakarak daha
iyi anlayabiliriz.
Okuma güçlüğü nedir?
Literatüre 1978 yılında giren ‘okuyamama problemi’, belli bir zekâ seviyesine
rağmen kişinin, zekâsını okuma yönünde kullanamaması olarak tarif edilir.
Yaşına uygun birçok işi rahatlıkla yapabilen, matematikte, yazı yazmada, el
işlerinde kabiliyetli bir çocuğun, harfleri öğrenemediği ve buna bağlı olarak
herhangi basit bir metni okuyamadığı görülebilir. Bu tip okuma güçlüğü, zekâ
geriliğine veya noksanlığına bağlı bir durum değildir; çünkü Einstein, Edison
gibi mucitlerin de geçmişte bu problemden muzdarip olduğu bilinmektedir.
Yavaş okuma, eksik okuma, okuma çalışmalarını sevmeme, okuduğunu anlayamama,
kelimelerin sonunu yanlış tamamlama gibi belirtiler, okuma güçlüğü olan
kişilerde sık görülür. Bu kişiler, ‘b-d’, ‘m-n’ gibi benzer harfleri
karıştırabilir; bazı harfleri hatırlamakta güçlük çekebilir. Öğrenmeye karşı
duyulan isteksizlik, basit kavramları bile öğrenememe, kelimelerin yerini
karıştırma, geç konuşma, dili kullanma kabiliyetinde görülen eksiklikler,
farklı öğrenme yollarını tercih etme, öğrenme esnasında çabuk sıkılma gibi
durumlar, okul öncesi dönemde okuma güçlüğünün bazı belirtileri olarak
sayılabilir. Derslere ilgisizlik, çalışmaya rağmen istenen verimi elde
edememe, okuma veya yazmada yaşanan zorluklar, okuma güçlüğünün okul
döneminde ortaya çıkan tezahürleridir.
İlkokul birinci sınıftaki bir çocuğun dakikada ortalama 70; beşinci sınıftaki
bir çocuğun da 120 kelimeden daha az okuması okuma güçlüğü belirtisi olarak
değerlendirilebilir. Dünyada görülme sıklığı % 4 olarak hesaplanan bu
problemden, ülkemizde birçok çocuğun muzdarip olduğu tahmin edilmektedir.
Okuma güçlüğünün sebepleri
Gelişme esnasında, sinir hücresi bağlantılarının olması gerekenden farklı
yere bağlanması gibi durumlar bu rahatsızlığın sebebi olarak gösterilse de,
okuma güçlüğüne yol açan hususun ne olduğuna dâir kesin bir delil ortaya
konamamıştır. Gıdalardaki bazı nörotoksik katkı maddeleri, çocukların beyin
gelişmesine menfî tesir ederek bu konudaki riski artırabilir. Bununla beraber
okuma güçlüğü; sol elini kullananlarda, dikkat eksikliği ve hiperaktivite
bozukluğu olanlar ile anne veya babası bu tür zorluk yaşayanlarda daha sık
görülmektedir. Okuma güçlüğünde, genetik faktörlerin önemli rolleri olduğuna
dâir çok sayıda çalışma vardır. Son zamanlarda, tv ve bilgisayarla aşırı
şekilde meşgul olan çocukların okuma güçlüğü yaşadığı bilinmektedir. Aşırı
şekilde tv seyretmenin okuma güçlüğüne sebep olabileceği düşünülmektedir.
Görme ve işitmeye ait uyarılar birbiriyle yakından bağlantılı olduğundan,
görme duyusu aşırı uyarılan (meselâ tv ve bilgisayara kendini fazla kaptıran)
çocuklarda, konuşma ve dili kullanma kabiliyeti daha yavaş gelişebilmektedir.
Ayrıca, tv ve bilgisayarla haddinden fazla vakit harcayan bir çocuk, kitap
okurken veya birini dinlerken yerinde duramamakta, âdeta günlük hayattaki
öğrenme faaliyetlerinin de tv ve bilgisayardaki gibi renkli ve hareketli
olmasını beklemektedir. Bu çocuklarda, bir kelime görüldüğünde olması gereken
bir seri öğrenme işlemi gerçekleşmez. Okuma işleminin gerçekleşmesi için, bir
harf görüldüğünde, işitme ve görmeye ait merkezlerle hafızanın devrede olması
ve bu harfin beyinde tanındıktan sonra da ses olarak dışa vurulması gerekir. Görüldüğü
üzere, basit gibi görünen okuma işleminde, beyinde birçok merkez hassas bir
denge içinde çalıştırılmaktadır. Bu merkezler arasındaki nöron
bağlantılarındaki farklılıklar, sonradan ortaya çıkan fizikî veya ruhî
travmalara bağlı hasarlar ve doğuştan getirilen bazı problemler, kelimenin
tanınması ve okunmasına menfî tesir edebilir.
MAYANLAR%20DİKKAT_dosyalar/image003.jpg)
Okumayı öğrenmek için, gelen bilgilerin duyu organlarından beyne girerek
burada kaydedilmesi, organize edilmesi, anlaşılması ve işleme konulup
yorumlanması ve tekrar kullanılmak üzere depo edilmesinden sonra, mesaj
olarak hücrelere, sinir ve kaslara, gönderilmesi gerekir.
Müdahale edilmezse ne olur?
Okuma güçlüğü olanlarda; diğer öğrenme güçlükleri (yazma, hesaplama vb.) de
olabilir. Hiperaktifçocukların % 30-70; davranış bozukluğu olanların ise, %
30-40 kadarında öğrenme güçlüğü vardır. Okuma güçlüğü olanlarda ders
başarısızlığı, sınıf tekrarı ve zaman içinde okuldan ayrılma gibi durumlar
ortaya çıkabilir.
Birçok anne-baba, çocuğunun kitap okumadığından şikâyet eder. Bu çocukların
okumayı sevmedikleri için mi okumadıkları, yoksa okuyamadıkları için mi
okumayı sevmedikleri belirsizdir. Anne-babaların, çocukların oku(ya)mama
sebebini iyi araştırmaları gerekir. Oku(ya)mayan çocukların okuma problemleri
uygun bir şekilde tedavi edilmelidir.
Okuma faaliyeti zihin ve dilde ne kadar rahat gerçekleşirse, okuma, çocuk
açısından o kadar kolay olur. Okuma esnasında zihinde harcanan enerji ne
kadar az ise, okuma da o kadar rahat ve anlaşılır gerçekleşir. Okuma için
ayırdıkları vakit ve harcadıkları enerji fazla olduğundan, okuma güçlüğü
yaşayan kişiler zamanla okuma ve öğrenmeden uzaklaşabilir.
Tedavisi nasıldır?
Okuma güçlüğünün tedavisinde, erken tespit ve müdahalelenin önemli bir yeri
vardır. Sinir sisteminin olgunlaşması tamamlanmadan, yani okuma güçlüğü
yaşayan kişi tam erişkin olmadan (beyindeki bağlantıların gelişmesi % 90
nispetinde 12 yaşında tamamlanır) müdahale edilirse, başarı nispeti artar.
Tedavide özel eğitim çalışmaları uygulanır. Bu eğitim çalışmalarında, kişinin
öğrenmeyi teşvik edici hususiyeti haiz merak alanları desteklenerek güçlükler
giderilmeye çalışılır. Okuma güçlüğü yaşayan kişilerin önemli bir kısmının;
mekanik, teknik, mühendislik, mimarî sahalarında ve el işlerinde oldukça
kabiliyetli olduğu görülmektedir. Çok kitap okutmak, bu konuda kısmî çözüm
sağlasa da, esas olarak uygun bir eğitim metodu ile kişinin öğrenme yolları
çalıştırılmalıdır.
Neler yapılabilir?
* Hayatın ilk yıllarından itibaren beyindeki öğrenme işleminin gerçekleştirilmesine
katkıda bulunmak için, çocukla oyun oynayıp, bolca vakit geçirmek;
* Sadece bir duyu organının değil (meselâ sadece görme), diğerlerinin de
(işitme, dokunma gibi) ortak çalıştırıldığı aktivitelere ağırlık vermek;
* Bilhassa 0-5 yaştaki çocukları, tv ve bilgisayardan olabildiğince uzak
tutmak;
* Dimağın sağlıklı çalışmasına vesile olabilecek üzüm şekerini ve B vitamini
türlerini ihmal etmemek;
* Belli kavramları belli yaşlarda öğrenemeyen çocuklara erken müdahale etmek;
* Konuşmaya geç başlayan çocuklara, okuma güçlüğü açısından daha fazla dikkat
etmek;
* Sağ ve solu karıştıran, yön bulmada zorlanan, hantallık ve sakarlığı
bulunan çocukları önceden tespit ederek, onlara gerekli yardımı yapmak;
* Anneleri, hamilelik döneminde; çocukları ise, özellikle 5-7 yaş arasında
sigara dumanından, elektromanyetik dalgalardan, katkı maddesi bulunduran
gıdalardan, radyoaktif ışınlardan uzak tutmak;
* Hamilelik döneminde ve sonrasında annenin kitap okuması, zihnini aktif
olarak kullanması; küçük çocuklara dinlemelerini sağlayacak türde kitaplar
okunması;
* Beynin oksijen ve gıda bakımından beslenmesini engelleyici, solunum ve
dolaşım sistemlerine menfî tesir eden hastalıkların hemen tedavi edilmesi;
* Dikkat eksikliği olan çocukları tespit ederek onlara yardımcı olmak;
* Çocukların muhtemel görme bozukluklarını tedavi ettirmek.
Okumanın hayli mühim olduğu günümüzde, bu sıkıntıyı yaşayan çocuklara
yardımcı olmak, onların böyle büyük bir nimetten mahrum kalmasını bir nebze
olsun engelleyecektir. Birçok problemin bilgisizlikten kaynaklandığı
düşünüldüğünde, okuma güçlüğü yaşayan çocukların problemlerinin çözülmesinde
atılacak adımlar önemlidir. Okumayı seven nesillerin yetiştirilmesinde,
oku(ya)mayan çocukların fark edilmesi ve yönlendirilmesi ciddi bir kazanç
olacaktır.
Kaynaklar
- DSM-IV Diagnostic Manual of Mental Disorders. Fourth Edition, 1994 APA.
- Gabrielle Weiss, 1996, Attention deficit hyperactivity disorder. Ed M
Lewis, 1996, second edition, Williams Wilkins p.544
www.sizinti.com.tr’ den alınmıştır.
|
|