|
Son'suz
kitaplar |
||||||
|
Bu sayıda yazarının ölümüyle yarım kalan kitapları
derledik. Edebiyat tarihinde pek çok kitap aynı kaderi paylaşıyor. Lord
Byron'ın Don Juan'ından Robert Musil'in Niteliksiz Adam'ına; Tanpınar'ın
Aydaki Kadın'ından Yusuf Atılgan'ın Canistan'ına kadar birçok başyapıtın son
sayfaları yazılamadı. ÖZGE YALIN Kitapların bize öğrettiği temel gerçektir: Hayat
kısa, sanat uzun. Ne var ki, hayatın kısalığı kimi zaman sanatı da kesintiye
uğratıyor. Şairinin/yazarının ölümüyle yarım kalan eserler, zamanın
sonsuzluğunda kendilerine yer açsalar da hep o yarım kalmışlık duygusunu
taşıyorlar. Edebiyat tarihinde, yayımlanmış/yayımlanmamış, başkalarınca
tamamlanmış/eksik bırakılmış, yarım haliyle bile bir sanat eseri kimliği
taşıyan veya taşımayan “tamamlanamamış” birçok kitap var. Şiire ve öyküye bir
parantez açmak gerekiyor belki: Tek başına bir kitap olarak tasarlanan uzun
şiirler ve öyküler bir yana, her şairden, öykücüden geriye eksik şiirler,
bölük pörçük dizeler, taslaklar kalması kaçınılmazdır. Onun için bu iki edebiyat
türünü dosyamızın dışında tutuyoruz. Türk edebiyatında tamamlanamamış kitapların en
ünlüsü, kuşkusuz, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Aydaki Kadın adlı romanı. Romanın
taslağı, Tanpınar’ın ölümünden sonra İstanbul Türkiyat Enstitüsü’ne verilen
notları arasında bulunmuştu. Tanpınar, Edebiyat Üzerine Makaleler’de, Aydaki
Kadın’ı “çok başka, daha derin ve ferdî meseleleri ele alan bir roman” olarak
tanımlıyor. Güler Güven’in yaklaşık 4 bin sayfalık evrâk-ı metrûke arasından
ayıklayıp ‘hazırladığı’ roman 1987 yılında yayımlanmıştı. Aydaki Kadın’ın
yayımlanmasından sonra, onun artık Tanpınar’ın romanı mı yoksa romana ilişkin
taslak ve notlardan yola çıkarak eseri hazırlayan Güler Güven’in yorumu mu
olduğu tartışıldı. Gerçek şu ki, Tanpınar eserini tamamlayabilseydi, Aydaki
Kadın, şu anda dolaşımda olan biçiminden çok daha farklı olacaktı. Romanın
tamamlanamamış olması edebiyatımızın önemli kayıplarından biridir. Edebiyatımızdaki diğer ünlü ve eksik kalışına
hayıflanılacak kitap, Yusuf Atılgan’ın Canistan’ıdır. Yazarın iki başyapıtı
Aylak Adam ve Anayurt Oteli’nden farklı olarak bir dönem hikayesi anlatan
Canistan, alışılmış bir Yusuf Atılgan romanı olmayacağının ipuçlarını
vermesiyle dikkat çekiyor. Yazarın o bildik yalın, akıcı üslubunun
billurlaştığı roman, Yusuf Atılgan romancılığının nereye doğru evrileceğinin
işaretiydi belki de. Yazarının tamamlayamadığı Canistan, her Yusuf Atılgan
okurunun hayalinde farklı bir sonla bitecek. Türk romanının bir başka ustası,
Oğuz Atay ise Eylembilim adlı kitabını tamamlayamamıştı. Atay, günlüğüne,
Eylembilim adını verdiği yarım kalan hikâyesini kısa bir roman haline
getirmek istediğini yazmıştı. Türk romanı için yepyeni sayılabilecek
kurgusuyla Eylembilim, bu haliyle bile Atay’ın ustalığı hakkında okura bir
fikir veriyor. Zarif ustamız Bilge Karasu’nun yarım kalan
metinlerinin ise daha farklı bir kaderi var: 1995 yılında aramızdan ayrılan
Karasu, ölümünden sonra yayımlanabileceğini düşündüğü metinleri Füsun
Akatlı’ya bırakmıştı. Akatlı da bu metinleri, titiz bir hazırlığın ardından
Lağımlaranası ya da Beyoğlu adlı kitapta bir araya getirdi. Bitmemiş bir
kitap ama gerek kurmaca gerekse öteki metinlerde Bilge Karasu yazınının bütün
incelikleriyle orada, ‘tamamlanmış gibi’ duruyor. Sevim Burak’ın uzun yıllar üzerinde çalıştığı ve
hayatının projesi, son gençlik aşkı olarak nitelediği Ford Mach 1 adlı
kitabı, yazarın 1983 yılında ölümüyle yarım kalmıştı. Burak, bu karşılıksız
aşk hikayesini 1972’de yazmaya başladı, ne var ki sık sık kesintiye uğrayan
roman tamamlanamadı. Efsanevî Amerikan arabası Ford Mach 1’e karşı
yaşlanmakta olan bir kadınla, o arabaya hiçbir zaman sahip olamayacak Palyaço
Ruşen’in aşkını yarım kalmış haliyle okumak daha da iç burkuyor. Şu da bir
gerçek: Yarım kalmış bir roman bir yazara yakışacaksa, bu, Sevim Burak
olurdu. Edebiyatımızın değeri yeterince bilinmemiş yazarlarından Bahaeddin
Özkişi de arkasında yarım kalmış bir roman bırakanlardan. Özkişi’nin,
ölümünden önce Âhî Teşkilatı’nı anlatan bir roman yazmaya başladığı ancak 30
sayfa kadar yazdığı romanını tamamlayamadığı biliniyor. Adı belli olmayan
romanın bu ilk sayfaları henüz yayımlanmadı. Tezer Özlü’nün yarım bıraktıkları, ölümünden sonra
Kalanlar adlı kitapta bir araya getirildi. Edebiyatımızın üzgün prensesi,
yayımladığı üç kitabın ardından 44 yaşında hayata veda ettiğinde Türkçenin
özgün kalemlerinden biri olarak anılıyordu. Özlü’nün yayımlamadığı fakat
yayımlamak üzere yazdığı günlük ve anlatı parçalarının bir araya getirildiği
Kalanlar’ın yeni basımlarına yazardan kalan iki öykü, başka anlatı parçaları
ve Zaman Dışı Yaşam adlı senaryo da eklendi. Tezer Özlü’den kalanlar, yazarın
günlüğünün, Türk edebiyatında yazılmış en sarsıcı metinlerden biri olduğunu
gösteriyor, buna kuşku yok. Batı edebiyatının yarım kalanları Batı’da, tamamlanamamış kitapların sayısı
edebiyatımıza göre oldukça fazla. Yarım kalmış kitapların tarihi Herodot’a
kadar uzanıyor. M.Ö. beşinci yüzyılda, bugünkü Bodrum’da yaşayan Yunanlı
tarihçinin ömrü, başyapıtı Herodot Tarihi’ni tamamlamaya vefa etmemiş.
Pers-Yunan Savaşları’nın yanı sıra Herodot’un görüp duyduklarını anlatan bu
ünlü tarih kitabı, yarım kalmış bir eser. Latin şairi Vergilius da M.Ö. 29
yılında yazmaya başladığı Aeneas Destanı’nı tamamlayamadan ölmüş. Dinî ve
siyasî nitelikleri ağır basan bu eser, Avrupa’daki büyük edebî destanların
ilki kabul ediliyor. Yazarların evrâk-ı metrukesine ulaşmanın daha kolay
hale gelmesinden olsa gerek, Ortaçağ sonrasında tamamlanamamış eserlerin
sayısı artıyor Batı’da. Örneğin, Schiller, 1805’te yazmaya başladığı,
konusunu Rus tarihinden alan Demetrius adlı oyununu bitiremeden öldü.
Schiller’in ayrıca Der Geisterseher adlı bir romanı da yarım kaldı. Alman
şairin çağdaşı olan bir başka büyük şair, Lord Byron da en tanınmış eseri Don
Juan’ı tamamlayamamıştı. Edebiyat araştırmacıları, Lord Byron’ın ölümünden
yıllar sonra, 16 kantodan oluşan Don Juan’ın 17. kantosunun taslağını
buldular. Şairin eserini başka bir biçimde genişletmeyi düşündüğünü gösteren
bu kanıt, yazık ki, Byron’ın Don Juan hakkındaki tasarılarına dair daha fazla
fikir vermiyor. İngiliz dilinin bir diğer büyük şairi Geoffrey Chaucer da
başyapıtını bitiremeden öldü. Chaucer’ın bugün de okunan Canterbury
Hikayeleri aslında yarım bir eser. Chaucer, kitabını Aziz Thomas Becket’ın
Canterbury’deki mezarını görmek üzere Londra’dan yola çıkan hacıların, yolda
hoşça vakit geçirmek için birbirlerine anlatacakları toplam 120 öyküden
oluşturmayı tasarlamıştı. Ancak tasarısını hiçbir zaman hayata geçiremedi.
Canterbury Hikayeleri, günümüze ulaşan haliyle bile dünya edebiyatının
başyapıtlarından biri sayılıyor. İngiliz edebiyatı, yarım kalmış kitaplar bakımından
epey zengin. Jane Austen, iki romanını yarım bıraktı ve onlara bir daha
dönmedi: The Watsons ve Sanditions. Austen’ın ilk romanı yarım bırakması
babasının ölümüne ya da ilk romanıyla yaşadığı hayal kırıklığına bağlanıyor.
Sanditions ise yazarın ölümüyle yarım kalmış. Bu dilin bir başka ünlü kadın
yazarı Charlotte Bronte da ölürken ardında yarım kalmış bir roman bırakmıştı.
Yazarın bu yarım kalan çalışması daha sonra Emma adıyla yayımlandı. John
Steinbeck, son günlerinde The Acts of King Arthur and His Noble Knights adlı
bir roman üzerine çalışıyordu. Steinbeck’in ölümüyle yarım kalan roman daha
sonra o şekliyle yayımlandı. Ünlü Define Adası’nın yazarı Robert Louis
Stevenson ise Weir of Hermiston adlı kitabını tamamlayamadan öldü.
Christopher Marlowe’un Hero and Leander adlı eseri, yazarın ölümünden sonra
George Chapman tarafından yayıma hazırlandı. Nobel ödüllü William Golding,
1993 yılında hayata gözlerini yumduğunda Çatal Dil adlı romanı üzerine
çalışıyordu. Olayların Delphi Tapınağı’nda geçtiği romanda Golding, dilin
“çift başlılığını”, sözlerin çift anlamlılığını sorgular. Okuru, yazarının da
sözcükleri çift anlamlı kullanıp kullanmadığı sorusuyla baş başa bırakan bu
önemli roman, yarım kalmış olmasına karşın yayımlandığında büyük ses
getirmişti. İngiliz dilinin bir başka ustası Mark Twain, 1906
yılında yazmaya başladığı otobiyografisini bitiremeden öldü. Twain, ayrıca,
The Mysterious Stranger adlı yapıtının 20 yıldan fazla bir sürede üç farklı
versiyonunu yazdı, ne ki, hiçbirini tamamlayamadı. Yazarın ölümünden altı yıl
sonra bu taslaklar Albert Bigelow Paine tarafından düzenlenerek yayımlandı.
Yazdığı birçok roman, klasikler arasında yer alan Charles Dickens da 58
yaşında, son romanı Edwin Drood’un Sırrı’nı bitiremeden öldü. Kimilerince
Dickens’ın başyapıtı sayılan kitabın sonu hep bir muammâ olarak kaldı ve
edebiyat tarihçileri tarafından defalarca, farklı şekillerde yorumlandı.
Deyiş yerindeyse, Edwin Drood’un Sırrı, Charles Dickens’ın sırrı olarak
kaldı. Yirminci yüzyılın en büyük romancılarından kabul
edilen, unutulmaz Muhteşem Gatsby’nin Amerikalı yazarı F. Scott Fitzgerald,
The Love of The Last Tycoon adlı romanını hiçbir zaman tamamlayamadı. Bütün
yapıtlarında Amerikan rüyasını benzersiz bir ustalıkla anlatan büyük yazarın
bu son romanı, yarım haliyle 1941 yılında yayımlandı. The Love of The Last
Tycoon, yazarın öteki romanlarıyla karşılaştırıldığında bir başyapıt
sayılmayacaktı belki, ama Fitzgerald’ın romanı nasıl tamamlayacağı, ne ölçüde
değiştireceği hep merak konusu olarak kaldı. Fitzgerald’ın çağdaşı ve en
büyük rakibi Ernest Hemingway de, 1961’deki intiharına giderken yazdığı The
Garden of Eden adlı romanını tamamlayamadı. Otobiyografik öğeler taşıyan
roman, bitmemiş olmasına rağmen psikolojik derinliğiyle dikkat çeken bir eser
olarak tanımlanıyor. Öte yandan, Hemingway’in yarım kalmış romanları yayıma
hazırlanırken eserlerin aslına ne kadar sadık kalındığı hâlâ tartışma konusu.
Amerikalı bir başka yazar Truman Capote de Answered
Prayers adlı romanını tamamlayamadı. Capote’nin tefrika ettiği bu romanı, New
York’un dejenere sosyete kesimini anlatıyordu. Yayımlandığında epey gürültü
kopardı fakat tamamlanamadı. Romanlarını İngilizce kaleme alan bir başka
usta, Vladimir Nabokov da ölümünden önce, son romanı The Original of
Laura’nın yarısını yazmıştı. Ancak tamamlanmamış şeyleri hiç sevmeyen
Nabokov, romanın bu haliyle yayımlanmasını istemedi. Romanın, edebiyat
tarihçilerinin iştahını kabartan kimi bölümleri bugüne kalmış olsa da The
Original of Laura’nın, Nabokov’un bıraktığı haliyle gün yüzüne çıkıp
çıkmayacağını zaman gösterecek. Polisiye ustası Raymond Chandler ise Poodle
Springs Mystery adlı romanını bitiremedi. Yazar, 1959 yılında öldüğü zaman,
bu son romanının ilk dört bölümünü yazmış ve taslağını hazırlamıştı.
Chandler’ın ünlü dedektifi Philip Marlowe’un artık evli bir dedektif olduğu
roman, 1988 yılında Robert B. Parker tarafından Poodle Springs adıyla
“tamamlandı”. Poodle Springs Mystery, görünürde bitmiş bir roman olsa da
‘aslında’ yarım kalmış bir polisiye. İngiliz dilinin en üretken yazarlarından
Jack London da ardında yarım bir roman bıraktı. Daha sonra London’ın bu
romanından The Assassination Bureau adlı film uyarlandı. İngiliz edebiyatı kadar değilse bile Fransız
edebiyatında da birçok önemli yazarın yarım kalmış eserleri var. Örneğin,
Alexander Dumas’nın bir Fransız gazetesinde tefrika ettiği fakat 1870
yılındaki ölümüyle eksik kalan Le Chevalier de Sainte-Hermaine
(Sainte-Hermaine Şövalyesi) adlı romanı, Claude Schopp adlı Dumas uzmanı
tarafından tamamlanarak yayımlanmıştı. Schopp, romanı Fransa Ulusal
Kütüphanesi’nde bulmuş ve bir bölüm daha ekleyerek sonuca bağlamış. Üç
Silahşörler, Kamelyalı Kadın gibi dünyaca ünlü yapıtların yazarı olan
Aleksander Dumas, bu yapıtını Fransız İhtilali sonrası yazmaya başladığı bir
üçlemenin son kitabı olarak kaleme almıştı. Fransız edebiyatının ustalarından
Gustave Flaubert, Tahsin Yücel’in Türkçeye Bilirbilmezler adıyla çevirdiği
Bouvard et Pécuchet adlı romanını bitiremeden öldü. Roman, Flaubert’in
ölümünden bir yıl sonra eksik kaldığı şekliyle yayımlanmıştı. Balzac ise
efsanevî tasarısı İnsanlık Komedyası’nı tamamlayacak kadar uzun yaşayamadı.
Yazar, 140 civarında romandan oluşacak bir eser tasarlıyordu. Geride 100’e
yakın roman bırakan Balzac, yazmayı istediği ve kafasında kurguladığı 48
romanı yazamadan öldü. Yirminci yüzyıl Fransız edebiyatının önemli
isimlerinden Albert Camus, bir trafik kazasında hayatını kaybetmeden önce
üzerinde çalıştığı Le Premier Homme (İlk Adam) adlı romanını bitiremedi. Bu
otobiyografik romanın taslağı, Camus’nun trafik kazası yaptığı yerin
yakınlarında, çamurun içinde bulunmuştu. İlk Adam, 1995 yılında, yazarının
bıraktığı haliyle yayımlandı. Bazı eleştirmenler, bu yarım kalmış romanın,
Camus’nün en başarılı eseri olduğunu öne sürüyor. Daha da önemlisi, Camus bu
romanın, başyapıtı olacağına inanıyordu. İlk Adam’ın aslında “bitmiş” bir
roman olduğunu söyleyen eleştirmenler olsa da, yaygın kanı yarım kalmış bir
roman olduğu yönünde. Andre Malraux’nun yarım kalan romanı ise Les Noyers de
L’Altenburg. Malraux, bunu Melekle Savaş adlı bir dörtlünün ilk kitabı olarak
tasarlıyordu. Gestapo tarafından büyük kısmı yakılan kitap, daha sonra
İsviçre’de Melekle Savaş adıyla yayımlandı. Çağdaş Rus edebiyatının kurucularından biri olarak
kabul edilen Puşkin, bir düello sonucu hayata veda etmeden önce birden çok
eseri aynı süreçte yazıyordu. Bunlardan Goryukhino Köyü’nün Hikayesi’ni,
Mısır Geceleri’ni ve tarihsel romanı Büyük Petro’nun Arabı’nı tamamlayamadı.
Puşkin’in ölümünden sonra popülaritesi iyice artan Rus yazar Gogol, Ölü
Canlar adlı en ünlü romanının ikinci bölümünü şöminede yakarak “yarım
bıraktı”. Gogol’ün tamamlayamadığı, sadece taslaklarını kaleme aldığı
Dördüncü Dereceden St.Vladimir Nişanı adlı oyunu da ölümünden sonra Sasa
Preis tarafından tamamlandı. Alman edebiyatının büyük ustası Thomas Mann, 1954’te
yazmaya başladığı Die Bekenntnisse des Hochstaplers Felix Krull (Felix Krull
Adlı Dolandırıcının İtirafları adlı yapıtına son noktayı koyamadı. Bu dilin
bir başka büyük romancısı, Robert Musil de başyapıtı Niteliksiz Adam’ı
bitiremedi. 1921 yılından 1942’deki ölümüne kadar hemen her gün romanı
üzerine çalışan Musil, eserin ilk bölümünü 1930’da, üçüncü bölümünü ise
1933’te yayımlamıştı. Tamamlanmadan kalan dördüncü bölümün yayımlanması yirmi
yılı aşkın bir süre sonra gerçekleşti. Ingeborg Bachmann, Malina’yı Ölüm Türleri üst
başlıklı bir dizi içinde düşünmüşü. Bu tasarısını hayata geçiremedi. Yirminci
yüzyılın en önemli Çek şairlerinden sayılan Vitezslav Nezval, 1958 yılında,
yazmakta olduğu otobiyografisini tamamlayamadan öldü. Georges Perec, 1981
yılında Avustralya’da yaratıcı yazarlık dersleri veriyor, 53 Gün adlı
romanını yazıyordu. Akciğer kanseri olduğunu öğrenince Fransa’ya döndü.
1982’de, Parma Manastırı’nın 53 günde yazılmış olmasına gönderme yaparak 53
Gün adını verdiği romanını tamamlayamadan öldü. Felsefe tarihinin yarım kalanları Yarım kalan bunca edebiyat eserinin yanında, felsefe
tarihinden örnekler de yok değil. Felsefe tarihindeki yarım kalmış eserler
Platon ile başlıyor. Platon’un yaşlılık döneminin dev eseri Nomoi, filozofun
bir öğrencisi tarafından son şekline getirilmiş. Politikaya atfedilen bu son
çalışma, devletin ahlaki temelde kurulması ve yurttaşların da buna göre
yetiştirilmesi talebinin, Platon düşüncesinin baştan sona izlediği bir kaygı
olduğunu gösteriyor. Platon’un ömrünün yetmediği bir başka çalışma da Kritias
adlı diyalog. Eser, Platon’dan yaklaşık 10 bin yıl önce, efsanevi ada
Atlantis’in batışını anlatıyor. Batı felsefe tarihinin bir başka önemli ismi,
Aziz Thomas Aquinas, 1273 yılında yazdığı Summa Theologiae adlı, mistik
deneyim üzerine yazmaya başladığı eserini bitiremeden öldü. Felsefe tarihinin
kendinden sonraki kuşaklar üzerinde en etkili olmuş filozoflarından Karl
Marks, Das Kapital’in sadece ilk cildini yazabildi. Marks’ın ölümüyle yarım
kalan kitabın ikinci ve üçüncü ciltleri ise Engels tarafından hazırlanmıştı.
Bir başka Alman filozof, Nietzsche, Güç İstenci adlı projesini tamamlayamadı.
Blaise Pascal, 39 yaşında, en çok önem verdiği eseri Hıristiyan Dininin
Savunması’nı yazmayı bitiremeden öldü. Fransız filozof Maurice Merleau-Ponty,
1959 yılında çok yönlü fenomenolojisini ortaya koyan Görünür ile Görünmez
adlı eserini yazmaya başladı. 1961 yılında, kitabı tamamlayamadan öldü.
Michel Foucault’nun eseri Cinselliğin Tarihi de düşünürün 1984’teki ölümüyle
yarım kaldı. Kitapların da bir yazgısı var: Son’suz olmak,
sonsuzlukta var olabilmek için bazı kitapların şansıdır belki de... Sevgi Soysal’ın öksüz kitabı: Hoş Geldin Ölüm Hoş Geldin Ölüm, Sevgi Soysal’ın erken gelen
ölümüyle yarıda kalmış son romanı olmanın ötesinde, yazarlık serüveninde bir
kırılma noktasının da ipuçlarını veriyor. Yarım kalmış bir roman ama daha
çok, henüz başlanmış bir romandır aslında Hoş Geldin Ölüm. Romanın harfleri
ikinci bölümün ortalarında, karakterler henüz şekillenmiş, romana yeni
karakterler daha birkaç sayfa önce girmişken silikleşmeye başlar. Ancak bu
kısa başlangıç bile, Soysal’ın fırtınadan geriye ne kaldığını daha mesafeli,
eleştirel ve nesnel bir bakışla irdelemeye başladığını göstermeye yetecektir.
Alışılagelmiş değildir, coşkudan uzak bir karakterin
dökülmesi Soysal’ın kaleminden, oysa Hoş Geldin Ölüm’ün başkişisi Sema
durgundur, yorgundur... Soysal’ın eserlerinde biyografik unsurların
hâkimiyetini bilen okura tam da bu yüzden hüzün verir Hoş Geldin Ölüm,
Sema’nın durgunluğunu Soysal’ın yorgun kalemine bağladığından... Hoş Geldin
Ölüm’e adının çağrıştırdığı ölüm gölgesinin, kısmen bir veda hüznünün hâkim
olduğu söylenebilir ama bir yandan da inadına umut ışığını yadsımaz. Sevgi
Soysal’ın daktilosuna son dokunuşları, şu üzerinden geçmediğini düşündüren
cümleyi dile döker: “Anneannesi, Fransızca sözünü duyunca, bu evde kendisine
değer verilen tek sözü duymuş olmanın yumuşamasıyle çıkışmıştı.” (harf hatası
orijinal) Bu, Soysal’ın son yazınsal cümlesidir. Okur, bu nereye koyacağını
bilemediği cümle ile, bunun ölümden bir önceki cümle olduğuna inanamayarak;
yazar yorulup kısa bir çay molası vermiş, dönecek, daktilosunun başına
oturacak ve Sema’nın yarım kalan çocukluk anısını anlatacak beklentisiyle
harflerin karşısında öylece kalakalır. Soysal’ın daktilosunun başından bu
niyetle kalktığından pek de şüphe duymadan... Kafka, Amerika’yı neden tamamlamadı? Amerika, Kafka’nın ilk romanıydı. Fakat yazar üç yıl
boyunca aralıklarla üzerinde çalıştığı romanını tamamlayamadı. Kafka’nın
bitirince Kayıp Kişi (Der Verschollene) başlığıyla yayımlamayı düşündüğü
eserin fragmanı, yazarın ölümünden sonra, 1927 yılında Max Brod tarafından
Amerika adıyla yayımlandı. Romanın başkişisi Karl Rossmann, kendisini baştan
çıkartan bir hizmetçi kızdan gayri meşru çocuğu dünyaya geldiği için
ebeveynleri tarafından evden kovularak Amerika’daki amcasının yanına
gönderilir. New York’a ayak bastığında bir anlamda vatansızdır artık. On altı
yaşındaki naif Karl’ın bu yeni ve soğuk dünyada kendine yer bulamayacağı,
daha romanın başındaki New York Limanı’na giriş sahnesinde Özgürlük Anıtı’nı
gördüğünde belli olur: Heykelin elinde tuttuğu şey meşale değil, Karl’ın
başına geleceklere işaret eden kılıçtır. Acımasız kapitalizm ve onun insanlar
arası ilişkilere yansımaları… Amerika, Kafka için modern toplumun bir
metaforu durumundadır. Avrupa’da tutunamayan Karl, burada da tutunamaz. Bir
otelde asansörcülük yapmaya başlar. Bu otelin, arka planda kalan, anonim
güçler tarafından yönlendirilen karma karmaşık ve anlaşılmaz yönetim yapısı
da ona bu devasa iktidar mekanizması karşısındaki güçsüzlüğünü hissettirir.
Karl’ın büyük güçler karşısındaki bu çaresizliği, Kafka’nın sonraki yapıtları
için iyi bir işaret taşı olarak değerlendirilebilir. Kim, hangi eseri yarım bıraktı? Ahmet Hamdi Tanpınar Aydaki Kadın Yusuf Atılgan Canistan Sevgi Soysal Hoş Geldin Ölüm Oğuz Atay Eylembilim Sevim Burak Ford Mach 1 Tezer Özlü Batı Günlüğü Şeyhî Hüsrev ü Şirin Herodotos Herodotos Tarihi Platon Kritias, Nomoi Vergilius Aeneas Destanı St. Thomas Aquinas Summa Theologiae Geoffrey Chaucer The Canterbury Tales Lord Byron Don Juan Schiller Der Geisterseher ve Demetrius Blaise Pascal Hristiyan Dininin Savunması Friedrich Nietzche Güç İstenci Honore dé Balzac İnsanlık Komedyası Alexandre Dumas Le Chevalier de Sainte-Hermaine (Sainte-Hermaine Şövalyesi) Gustave Flaubert Bilirbilmezler Thomas Love Peacock Calidore, Satyrane Jane Austen The Watsons, Sanditions Charlotte Bronte Emma Mark Twain The Autobiography, The Mysterious
Stranger Charles Dickens Edwin Drood’un Sırrı Robert Louis Stevenson Weir of Hermiston Jules Verne Voyage of Discovery Aleksandre Puşkin Mısır Geceleri, Büyük Petro’nun Arabı, Goryukhino Köyü’nün Hikayesi Gogol Ölü Canlar, Dördüncü Dereceden St.Vladimir
Nişanı George Bernard Shaw An Unfinished Novel John Steinbeck The Acts of King Arthur and His Noble
Knights Robert Musil Niteliksiz Adam Franz Kafka Amerika Thomas Mann Die Bekenntnisse des Hochstaplers Felix
Krull (Felix Krull Adlı Dolandırıcının İtirafları Henry James The Ivory Tower, The Sense of the Past Ralph Waldo Ellison Juneteenth, C. S. Lewis The Dark Tower Bulgakov Siyah Kar Italo Svevo Further Confessions of Zeno Christopher Marlowe Hero and Leander Yaroslav Haşek Aslan Asker Şvayk Patrick O’Brian Final, Unfinished Voyage of Jack
Aubrey F. Scott Fitzgerald The Love of The Last Tycoon Ernest Hemingway Islands In the Stream, The Garden
of Eden Truman Capote Answered Prayers Vladimir Nabokov The Original of Laura Andre Malraux Les Noyers de l’Altenburg: A Caveat Albert Camus Le Premier Homme (İlk Adam) Raymond Chandler Poodle Springs Mystery Ruben Salazar A Stranger’s House Douglas Adam Salmon of Doubt Sjöwall-Wahlöö Martin Beck polisiye dizisi Georges Perec 53 Gün Gundulic Osman adlı uzun, epik şiir Karl Marks Das Kapital Maurice Merleau-Ponty Görünür ile Görünmez Michel Foucault Cinselliğin Tarihi Ingeborg Bachmann Ölüm Türleri William Golding Çatal Dil Vitezslav Nezval Otobiyografi Füruğ Ferruhzad İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcına
Soseki Natsume Işık ve Karanlık J.R.R. Tolkien Hurin’in Çocukları Sophie D. Coe Çikolatanın Gerçek Tarihi Joan Bodon The Toulouse Cross, The New Co-operative,
The October Fair, The Man I Was Jean Patrick Manchette Mavi Kanlı Prenses
|
||||||
|
|