|
İ |
YAZILAR |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
KÂĞIT |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Meseleyi
şöyle takdim edelim: Eğer elinizdeki gazete, herhangi bir fakülte mezunu
öğrencinin tertip anlayışına ve estetik algılamasına uygun şekilde tertib
edilerek yayınlansaydı, nasıl bir manzara ile karşılaşacaktınız? Cevabı ben
veriyorum. Evvela
yüzde seksen gibi vahim bir orandan bahsedeceğiz; bunu bir kenara yazınız. Bir defa
elinizde tuttuğunuz sayfada kenar boşluğu diye bir şey olmayacaktı, çünkü
özene bezene eğitim ve genel kültür kazandırmaya çalıştığımız gençlere bir
kâğıdı nasıl kullanacakları konusunda yeterli beceri ve dikkati kazandırmakta
başarılı değiliz. Gençlere
kızmıyorum; onlar da bana darılmasınlar; kabahati öğretmenlerde -neticede ben
de onlardan biriyim; atış serbest!- buluyorum. Bu kadar fazla sayıda gencin
bu kadar sıradan, hatta mânâsız gibi görünen bir ayrıntıyı ihmâl etmesinin
başka sebebi olamaz. Devam
ediyoruz: Elinizde tuttuğunuz bu sayfadaki yazıları okumak için her
okuyucunun yüksek lisans seviyesinde eski alfabelerle tertiplenmiş el
yazılarını okuma kabiliyetine sahip bulunması da gerekecekti, çünkü yeni
kuşaklar çok kötü ve okunaksız yazıyorlar; hatta sadece on işaretten ibaret
rakamları okunaklı yazmakta bile beceriksizler. Bunun
kabahati de öğretmenlerin, Milli Eğitim’in, yani bizim. Yine devam
ediyoruz; büyük ihtimalle -hatta garanti edebilirim-, elinizde tuttuğunuz şu
sayfadaki satırlar asla yerçekimi vektörü ile 90 derecelik açı teşkil etmek
zahmetine katlanmayacak, ba’zıları sayfanın solundan sağına doğru rampa
çıkmaya çalışıp yarı yolda oflayıp puflarken ba’zısı ise yokuş aşağı yazıyı
“Ecevit vitesi”ne takıp yokuş aşağı yürüyüp gidecekti. Yüksek
yöneticilik yapan bir arkadaşım anlatıyor: “Yeni görev yerimde işe başladığım
günün ertesi, genç yönetici arkadaşları topladım; dedim ki, bana yaptığınız
işle ilgili en az bir sayfalık kompozisyon yazıp en kısa sürede getirin.” Bu garip
istek, genç yöneticiler arasında panik tesiri uyandırmış; herkes telefona
sarılıp birbirine ‘ne yapmak istiyor bu adam, ne yapacağız, nasıl ve ne
yazacağız’ diye karın ağrılarına tutulmuşlar; halbuki yapılmak istenen şeyin
anlamı çok açık: Yeni âmirleri, birlikte çalışacağı arkadaşlarını tanımak
istiyor. Yazılı kompozisyon ise ‘insan tanımak’ denilen şeyin, en klasik, en belli
başlı araçlarından biri. Yine
sadedden ayrıldık; eğer elinizde tuttuğunuz bu sayfa, eğitimli Türk
gençliğinin ortalama seviyesini aksettiren biri tarafından düzenlenseydi, siz
bu sayfaya bakmaz geçerdiniz. Hazır
Türkiye’yi kurtarmaya başlamışken global meseleleri de halletmeyi başkalarına
bırakarak bu gibi ufak-tefek meselelerle uğraşmaya devam edelim. Trabzon’dan
yazan bir öğretmen meslektaşım bakın neler diyor: “Siz,
yazıdan bahsetmişsiniz, yazının ayrıcalık bildiren hali olan el yazısından.
Ben ise başka bir şeyden bahsedeceğim. Bugünkü neslin bizden ve sizden
farkından. Sizde yazıydı, bugün ise ‘kâğıt düzeni’. Anadolu
lisesinde öğretmenlik yaptığım halde ‘kâğıt düzeni’ nedir bilmeyen demeyeyim
ama ona uzaydan gelmiş muamelesi yapan öğrencilerimiz var. ‘Nereden de çıktı
şimdi bu kâğıt düzeni? Doğru cevap vermek yetmiyor mu?’ Yazım ve
imlâyı ise hiç sormayın. Başınızı
daha fazla ağrıtmadan ve meselenin sadece şikâyet boyutuna takılıp ahlanıp
vahlanmak ve ‘nesil bozuldu, bizim zamanımızda böyle miydi?’ diye dert yanmak
yerine başta öğretmenler olmak üzere herkesin bu ve benzeri konulara eğilmesi
gerekiyor. Hangi branştan olursa olsun öğretmenlerimizin de çoğunda ‘dil
şuuru’ olduğunu ne yazık ki düşünmüyorum, daha doğrusu düşünemiyorum. Yoksa
bu kadar olmazdı; ama her öğretmen, yeri geldiğinde Türkçe öğretmenidir.
Fakat bütün bu ve benzeri olumsuz gidişata rağmen akıntıya karşı kürek çekmek
de insanı zihnen ve bedenen zinde kılıyor. Geçen sınav için kâğıtları
dağıtmadan önce öğrencilere ‘Kâğıt düzenine, yazıma, imlâya dikkat etmenize
gerek yok!’ deyip bir an durdum, şaşkınlığı gözledikten sonra ‘bomba’yı
patlattım: ‘Desem de inanmayın!’ Sınav
esnasında ‘Hocam bu kadar boşluk yeterli mi?’ diye soranlardan ‘Hocam olmuş
mu?’ diye soranlara kadar... Bir âlemdi yani. Ama işin iyi tarafı, böylelikle
usulün asıldan önce geldiğini de öğrenmiş oluyorlar.” Tevâfuk bu
ya, yakın dostlarımdan birisi, öğrencilerine şöyle bir test sorusu yöneltmiş:
“Kağıt kullanırken uyulması gereken kural hangisidir?” Sorunun cevap şıkları
ise şöyle: a- Kâğıt
şahsi bir maldır; kullanımı keyfe bağlıdır. b- Kâğıt,
şahsiyetin uzantısıdır; özenle kullanılmalıdır. c- Düz,
okunaklı ve aralıklı yazı ilkokul öğrencilerine yaraşır. d- Kâğıdın
her yeri israf olmasın diye kullanılmalıdır. Doğru
cevabı bulanların oranını merak etmezden önce sizin cevabınızı bilmek
isterdim. t.alkan@zaman.com.tr |
|
|
|
|
|
|