AÇLIĞA DİRENEN ASALET           Zeynel Toprak 

Akşam geride kalmış, vakit gece yarısını bulmuştu. Şehir erken uyanma hevesiyle yıldız desenli örtüsünü üstüne çekerek çoktan ölüm sessizliğine bürünmüştü. Karanlık kat kat sarmıştı ev ve sokakları.

Bugün olduğu gibi her akşam asfalt değmemiş sokaklara hasretle bakar, “Ne zaman bu karanlık sokaklar da benim ülkemdeki gibi aydınlanacak?” diye düşüncelere dalarım. Ne var ki ne sokaklar ışığa kavuştu ne de benim ışığa olan hasretim bitti. Şöyle, sokak lâmbalarından süzülen ve dolunayın aydınlığına karışan ışık tayfları altında yürümek, sonra bir bardak çay içmek için bol ışıklı kamelyanın altına oturup ‘siyah incilerim’ dediğim öğrencilerimle sohbet etmek ne güzel olurdu! Ne güzel olurdu onlarla geceye gündüz rengi çalmak…

Devamı...

AZİZ MİSAFİRLER                             Mehmet AKAR

Yaşlı Rus Profesör Vitali, misafirlerini bekliyordu. Hanımı mutfakta yemek hazırlamakla meşguldü. Durumu ikisi de garipsiyor, ikisi de değişik hisler duyuyorlardı. Meşhur fizik profesörü eline aldığı dergiyi okuyamamış, derin düşüncelere dalmıştı. Bu hâdise ona Gagarin'in uzaya çıkması kadar mühim ve o kadar da ilginç geliyordu. Bizzat yaşamasa, birilerinden dinlemiş olsa inanmazdı. Son birkaç asrını savaşarak geçiren, nefretin kana, anne sütüne kadar işlediği iki ülkenin evlâtları arasında, bir kısım gençler vasıtası ile öyle bir köprü kuruluyordu ki, bu bir olmazın başarılması idi.
Bu, savaşın bırakılması değildi. Barışmak değildi. Muhteşem bir şefkat ve sevgi ile kaynaşmak, kucaklaşmak, âdeta kardeş olmaktı. Beklediği misafirleri Türk-Rus Koleji'nin öğretmenleriydi. Aileler çocuklarının o öğretmenler gibi sağlam karakterli olmasını istiyorlardı....

Devamı...

Tehlikeli Sınırlar             Adnan Şimşek

Bulutlarda renk cümbüşünü hayranlıkla seyrettiğimiz gurub vakitlerinde, Güneş dağlara bitişik görünür. Fakat ilim dürbünü ve akıl gözüyle bakan herkes bilir ki; Güneş ile dağlar arasında binlerce dünyanın girebileceği büyük bir mesafe vardır.

Üzerinde fazlaca kafa yormadığımız, sathî bir nazarla baktığımızda, birbirine bitişik veya eşdeğer görünen pek çok kavram ve kelimede olduğu gibi (gayret-hırs, iktisat-cimrilik, cömertlik-israf, gıpta-haset vb) arasındaki mesafeyi anlayamayabiliriz.

Gayret, nerede hırsa dönüşür? Tasarruf ve iktisat, hangi safhadan sonra cimriliktir? Cömertlik, hangi sınırdan sonra israftır? Gıpta, gelişme dinamiklerinden biri olurken; haset, neden yakar ve yandırır? Birbirine bitişik gibi görünen bu kavramlar arasında niçin dünyalar kadar mesafeler vardır? ...

Devamı...